Iyisiyle kotusuyle

Trip Start Aug 09, 2013
1
87
94
Trip End May 09, 2014


Loading Map
Map your own trip!
Map Options
Show trip route
Hide lines
shadow
Where I stayed

Flag of Peru  , Cuzco,
Friday, November 1, 2013

Bu sabah erkenciyiz, tam gun turumuz var. Machu Pichu'yu gormeden Inka Medeniyetiyle ilgili edinebildigimiz kadar cok bilgi edinmeye calisiyoruz ve biletimize dahil olan heryeri geziyoruz. Saatlerimiz daha 6.30'u gosteriyor. Bu saatte hostelde kahvalti nerdeeee. Kendimizi meydana attik.

Cusco meydanini bu saatte bu kadar kalabalik beklemiyorduk dogrusu. Insanlar sabah 5 ayinine katilmislar kiliseden cikiyorlar. Ayni bizdeki sabah namazi gibi ama kadinli erkekli gruplar kiliseden birbirlerine hayirli gunler dileyerek uzaklasiyorlar. Dunku rehberimiz bize gun dogumu ayininin Inka dilinde yapildigini bize anlatmisti. Ispanyollar Hristiyanligi yaymaya calisirken sevimli gostermek icin boyle bir uygulama getirmis. Gunumuzde ise hala devam ediyor. Hem hristiyanlar hem de Inka geleneklerini bir nebze de olsa koruyorlar.

Kahvalti icin kendimize manzarali bir bank sectik. Etraftaki insanlari seyrede seyrede dun aldigimiz paskalya coregiyle marketten aldigimiz ceviz ve kuru uzumu yiyoruz. Kiliseden cikan insanlar ufak ufak uzaklasiyorlar ama simdi de turistler meydani doldurmaya basladi. Bir de sokak kopekleri var tabi, avare avare etrafta gezinen.

Yemegimizi yedikten sonra canimiz kahve cekiyor. Guney Amerika'da sabah kahvesine cok alistik. Biz de Amerikalilar gibi her sabah kalkar kalkmaz kahveyle kendimizi aydiracagiz eve donunce de.(Belki bir cay-simit seansi ile normale doneriz) Cusco'da meydana bakan bir Starbucks var. Eski bir binanin avlusundan Starbucks'in kapisina ulasip sevindirik oluyoruz. Heryer kapali ama Starbucks acik.Yasasin!!! Kahvaltimizin ustune bir de kahve patlattik, super oldu.Artik gezmeye ve kesfetmeye haziriz :))

Elimizde kahvemiz tur sirketine dogru ileriyoruz. Dun otobuse bindigimiz sokaga geldigimizde bir kalabalik gorduk. Anlasilan bugun de burdan otobuse binecegiz. Bizim turun sahibi teyze de erkenden gelmis, isinin basinda, insanlari organize ediyor. 10-15 dakika sonra otobusumuz geldi. Bir de ne gorelim ayni tur sahibi teyzeden bir tane de otobuste var. Once yanlis gorduk sanip tekrar bakiyoruz. Tarzlari farkli fakat yuzleri tamamen ayni. Ikizler,ayni isi yapiyorlar :))

Otobus sehrin disindan da birilerini alip tura basliyor. Ilk duragimiz tuvalet molasi. Burada ayrica kucuk bir pazar da mevcut. Bazilari buradan da birseyler aliyor ama biz gercek koylu pazarinin oldugu Pisac'a kadar bekleyecegiz. Insanlar alisveris yaparken biz de etrafi biraz inceliyoruz, insanlari seyrediyoruz. Tam onumuzde icinde lamalar olan bir agil var. Lamalar agildan kactikca bir teye onlari alip geri agilin icine tikiyor, bir de ustune hayvana kaciyor diye bir saplak atiyor. Tam arkasini donuyor, lamalar yine atakta. Sonradan anlasiliyor ki lamalarin derdi yicekmis. Kadin agila bir iki saman atti da kacma olayi son buldu.

Diger tarafta da biz diyelim 90 siz diyin 100luk bir nene var. Nenenin ve buradaki cogu insanin yanaklarinda coca yapraklarindan bir obek, hepsi de coca cigniyor. 90'lik nenenin sirtinda da koca bir cuval yaprak var. Hem cigniyor, bir yandan da buraya gelen turistlere satiyor coca yapraklarini. Biz bakarken gobekli bir turist yakaliyor. Sirtinda cuval adam istemem dedikce pesinden kosuyor. Inatci mi inatci bizim nene, illa satacak coca yapraklarini. Otobuse herkes bindiginden nene satabildi mi yapraklari goremedik. (Ama bu azimle o daha coook coca yapragi satar)

Otobusle yine kivrila kivrila yollara dusuyoruz. Daglardan tepelerden cikip, yemsesil ovalarin arasindan asagiya iniyoruz. Bir tepeyi ciktigimizda otobusumuz yolun kenarinda durdu ve asagida gizli ve bereketli vadinin yemyesil sulak topraklarini gorduk. Sanki cennetten bir parca gibi, o kadar yesil ve o kadar guzeldi ki, Inkalarin neden buralara yerlestigini daha iyi anladik. Gizli vadiye soyle bir yukaridan baktiktan sonra Pisac kendine ulastik.

Pisac diger butun Inka sehirleri gibi set set dagin tepesine yerlestirilmis. Daglarin tepesine cikmalarinin nedeni hem taptiklari gunese yakin olmak hem de asagidaki tehlikelerden selden, depremden korunmakmis. Setlerin uzerine patates ve misir ekmisler. Her sette ayri bir cins misir, cesit cesit 2000 kadar farklı çeşit patates yetistirmisler. Biz sehrin katmanlari arasinda gezinirken kulagimiza inka zamanlarindan gelen bir flut sesi caliniyor. Gozlerimizi kapiyoruz, dagin esintisi bizi alip Inkalarin yasadigi devirlere goturuyor. Setlerde calisan Inka koyluleri misirlari topluyor, gunes tapinaginda biri dua ediyor. Sehrin ust kademesinden biri olmus onu mumyalamislar, goturuyorlar dagin yamacindaki oda mezarlara. Arkasindan biri de beraber gomulecegi esyalari tasiyor...Biri o sirada bagiriyor yabancilar geldi...

Ve gozumuzu actigimizda bakiyoruz ki gercekten bir cocuk elinde fulut dolasa dolasa caliyor setlerin uzerinde. Bir yandan da rehberimiz anlatiyor burada yetisen patateslerin ve misirlarin bircogu Cusco'ya gidiyor diye. Biraz daha dolandiktan sonra asagiya iniyoruz. Orada tombul elli bir teyze haslanmis misir satiyor. Misirin taneleri kocaman, dugme gibi, ustelik sutlu mu sutlu. Tugba'nin zaten en sevdigi ama buna Emre de bayiliyor. Bir de buranin adeti haslanmis misirin uzerine peynir koymak. Yeme de yaninda yat :))

Bir sonraki duragimiz Pisac pazari. Koyluler yaptiklari el islerini bu pazarda getirip satiyorlarmis. Hakikaten cok guzel, keske alsak dedigimiz seyler oldu ama hem paramiz hem de tasiyacak yerimiz yok. El isleri yerine Emre'ye karizmatik bir Panama sapkasi, Tugba'ya da Pacamama (Toprak ana) kupesi aldik.

Alisverisimizi de yaptiktan sonra artik yemek icin haziriz. Urubamba'da birkac yemek alternatifi oldugundan otobusteki herkes farkli bir yerde indi. Bizim indigimiz yer ise nehir kenarinda bahcesi olan kocaman eski bir ev. Kisitli zamanimiz oldugundan hemen esyalari masaya birakip acik bufeye gidiyoruz. Ac kurtlar gibi herseye saldirip tabaklarimizi dolduruyoruz ki, ana yemek dikkatimizi cekiyor. Biz salata ile tabagimizi doldururken etler, tavuklar orda bizi beklermis meger. 1 tabak da ana yemekler icin alip turun bize ayarladigi masalara oturuyoruz.

Karsimizdaki Sili'li aileden Santiago tuyolari ogrenip keyifli keyifli sohbet ederken yemekler bitti. Sira bahcede agaclarin altinda dolasip foto cekmeye geldi. Her tarafta rengarenk cicekler ve yemyesil agaclar var. Yan taraftan da nehir akiyor. Daglarin ortasinda, nereye baksak ayri bir manzara var. Bahcedeki lamalar acaba tukurecek mi diye bir iki test yaptiktan sonra zaman doldu, rehber kapida gozuktu. Kapıdaki rengarenk papağanlarla fotoğraf çektirirken, hemen herkesi topladi otobuse bindirdi ve Ollantaytambo'ya hareket ettik.

Ollantaytambo dik basamaklardan olusan, ozellikle yemekten sonra goz korkutan bir inka sehri. Her zamanki gibi tepenin uzerine yerlesmis ve arac ancak en asagiya kadar gelebiliyor. Dolayisiyla butun merdivenleri teker teker, dinlene dinlene ciktik. Aralarda foto cektik ve en usteki gunes tapinagina ulastik.(O zamanlar nasil cikiyorlardi acep) Inkalar ruzgar alan karsi daga yiyecek depolarini yapmislar, soguk tutsun diye. Bir de dagin cephesine sehre dogru bakan kocaman bir yuz islenmis. Bu tanrinin ulaginin yuzuymus. Sehri koruyor.

Gunes tapinagina ulastigimizda ise pek birsey kalmadigini gorduk. Nedeni ise cok basit. Ispanyollar tapinagin taslarini asagiya atip oradaki kiliseyi yapmislar. Halbuki Inkalar onlari ne zorluklarla getirmislerdi dagin yamacindaki rampadan. Ustelik And daglarindan gelen amansiz ruzgara gogus gererek.

Ollantaytambo ayni zamanda Inka yolunun da baslangici. Cusco ile Machu Pichu arasinda kaliyor. Machu Pichu'ya giden tren de buradan kalkiyor. Dolayisiyla otobusumuzdeki bircok insanin turu burada sona erdi. Onlar bu gece burada kalip yarin sabah erkenden Machu Pichu trenine binecekler. Mantikli bir yontem aslinda. Cunku Machu Pichu'ya gitmeden biz de buraya gelecegiz.

Turda tanistigimiz Sili ve Arjantinlilere hoscakal dedikten sonra Chinchero'ya dogru yola ciktik. Chinchero'da yerel bir dokuma atolyesine gidip alpaka yununu nasil renklendirdiklerinden,nasil dokuduklarina kadar bircok bilgi ediniyoruz. Misir puskulunden turuncu, kara misirdan mor, kokadan yesil, kaktusun yanindaki bocekten kan kirmizisi elde ediyorlarmis. Yunleri de bitkisel bir sampuanla yikiyorlar. Muhtemelen her turist kafilesine yapildigi belli olan esprilerle donatilmis, yerel kiyafetli bayanlar tarafindan yapilan sunum bizim icin baya ilginc oldu. Sonra tabiki yine alisveris zamani. Insanlarin gezmekten cok alisverise zaman ayirmasi ne ilginc. Biz bu arada otobuste oturup etrafi seyrettik.

Cusco'ya vardigimizda saat 7:00 olmustu. Karnimiz da fevkalade tok oldugundan yorgunlugun etkisiyle odamiza gitmeye karar verdik. Odada internete girdigimizde ise kotu bir haber bizi bekliyordu. Canimiz arkadasimiz Handemizin babasi, Erden Amca vefat etmisti. Her ne kadar telefonda konussak da, Hande nin bu zor amaninda yaninda olamayip ona destek olamamaktan son derece uzgun ve mutsuz olduk. Ailelerimiz sagolsun bizim yerimize cenazeye katilip gorevimizi yerine getirecekler. Sema Teyze, Hande ve Cenk e sabir dileyip, Erden Amca icin dua ediyoruz...
Slideshow Report as Spam

Comments

victorian67
victorian67 on

Wonderful pictures !

I just wish I could read your language !

Have a great journey !

Karim

Add Comment

Use this image in your site

Copy and paste this html: