RÜZGARIN KIZI ALAÇATI

Trip Start Jul 01, 2009
1
9
13
Trip End Jul 12, 2009


Loading Map
Map your own trip!
Map Options
Show trip route
Hide lines
shadow

Flag of Turkey  , Izmir,
Wednesday, July 8, 2009

GÜN 8 GÜNLERDEN ÇARŞAMBA: 
Sabah erkenden yola çıktık ...Bugün Hedefimiz kısmetse Alaçatı ..Bugün yaklaşık 60 mil yolumuz var..Havamız mükemmel Foça kayalıklarını aşıp Ege'ye tekrar açılınca deli mavi tekrar bizi karşıladı...Karaburun' a doğru apaz bir seyirle çok güzel akıyoruz..
Karaburun' a yaklaşırken karmaşık duygular zihnimi kurcalıyor...Karaburun deyince beş dakika duracaksın burası vakti zamanında ilk Utopyanın yazıldığı yer...İlk Türk Spartacus'u buralarda çekiliyor...Sizi biraz oralara götürmek istiyorum...Kitaplar şöyle buyuruyor olayı....
  «Şeyh Bedreddinin tevellüdü 770 etrafında olmak lâzım geleceğini kuvvetle tahmin etmek mümkündür.» 
        «Tahsilini Mısırda ikmâl etmiş olan Şeyh Bedreddin senelerce burada kalmış ve hiç şüphesiz bu muhitte büyük bir kuvveti ilmiyeye mazhar olmuş idi.» 
        «Mısırdan Edirneye avdetinde ebeveynini burada berhayat bulmuş idi.» 
        «Kendisinin buraya vürudu peder ve validesini ziyaret maksadile olabileceği gibi bu şehirde tasaltun etmiş olan Musa Çelebinin daveti vakıasile olmak ihtimali de vardır.» 
        «Çelebi Sultan Mehmet kardeşlerine galebe ile vaziyete hâkim olunca Şeyh Bedreddini İznikte ikamete memur eylemiş idi.» 
    «Şeyh burada itmam etmiş olduğu Teshil mukaddemesinde "...Kalbimin içindeki ateş tutuşuyor. Ve günden güne artıyor, o surette ki kalbim demir de olsa selâbetine rağmen eriyecek..." demektedir.» 
    «Şeyhi İznike serdiklerinde kethüdası Börklüce Mustafa Aydın eline vardı. Andan göçtü Karaburuna vardı.» 
    «Diyordu ki: "Ben senin emlâkine tasarruf edebildiğim gibi sen de benim emlâkime aynı suretle tasarruf edebilirsin." Köylü avam halkı bu nevi sözlerle kendi tarafına celp ve cezb ettikten sonra hırıstiyanlar ile dostluk tesisine çalıştı. Çelebi Sultan Mehmedin Sarohan valisi Sisman bu sahte rahibe karşı hareket ettiyse de Stilaryumun dar geçitlerinden ileriye geçmeğe muvaffak olamadı.» 
    «Simavne kadısı oğlu işitti kim Börklücenin hali terakki etti, o dahi İznikten kaçtı. İsfendiyara vardı. İsfendiyardan bir gemiye binip Eflak eline geçti. Andan gelip Ağaçdenizine girdi. 
    «Bu esnada müşarünileyhin halifesi Mustafanın Aydın elinde avazeyi huruç ve fesat ve ilhadı Sultan Mehemmed'in kulağına vâsıl oldu. Derhal Rumiyei suğra ve Amesye Padişahı olan Şehzade Sultan Muradın ismine hükmü hümayün sadır oldu ki Anadolu askerlerini cem ile mülhid Mustafanın def'ine kıyam eyliye. Ve mükemmel asker ve teçhizat ile Aydın elinde anın başına ine...» 
    «Mustafa, on bine yakın müfsit ve mülhid müritlerinden olan asker ile şehzadeye mükabeleye kıyam eylediler.» 
    «Mübalega cenk olundu.» 
    «Bir çok kan döküldükten  sonra tevfiki ilâhi ile o leşkeri ilhad mağlub oldu.» 
    «Sağ kalanlar Ayasluğa getirildiler. Börklüceye tatbik olunan en müthiş işkenceler bile onu fikri sabitinden çeviremedi. Mustafa bir deve üzerinde çarmıha gerildi. Kolları yekdiğerinden ayrı olarak bir tahta üzerine çivilendikten sonra büyük bir alay ile şehirde gezdirildi. Kendisine sadık kalan mahremanı Mustafanın gözü önünde katledildi. Bunlar "Dede Sultan iriş" nidalarile mütevekkilâne ölüme tevdii nefs ettiler.» 
    «Ahir Börklüceyi paraladılar ve on vilâyeti teftiş ettiler, gideceklerin giderdiler bey kullarına timar verdiler. Bayezid Paşa yine Manisaya geldi Torlak Kemali anda buldu. Anı dahi anda astı.» 
    «Bu esnada Ağaçdenizindeki Bedreddinin hali terakkide idi. Her taraftan birçok halk yanına toplandılar. Bilumum halkın kendisiyle birleşmesine remak kalmış idi. Bundan dolayı Sultan Mehemmedin bizzat hareketi icab etti.  
    «Ve Bayezid Paşanın teklifiyle bazı kimseler Kadı Bedreddinin silki mütabaatına ve müritliğine dahil oldular. Ve birkaç tedbir ile orman içinde derdest edip bağladılar... 
    «Sirozda Sultan Mehemmede getirdiler. Acemden henüz gelmiş bir danişmend var idi. Mevlâna Hayder derlerdi. Sultan Mehemmed yanında olurdu. Mevlâna Hayder etti "şeran bunun katli helâl amma mali haramdır." 
    «Andan Simavne Kadısı oğlunu pazara iletip bir dükkân önünde berdar ettiler. Bir nice günden sonra cünüb müritlerinden birkaçı gelip anı andan aldılar. Şimdi dahi ol diyarda müritleri vardır.....
umarım keyfine varmışsınızdır..
Olay, Nazım Hikmet'in kaleminden şöyle dökülüyor ....
 
Duyduk ki Mustafa huruç eylemiş 
Aydın elinde Karaburunda. 
Bedreddinin kelâmını söylemiş 
köylünün huzurunda.Duyduk ki; «cümle derdinden kurtulup 
piri pâk olsun diye, 
     on beş yaşında bir civan teni gibi, toprağın eti, 
ağalar topyekün kılıçtan geçirilip 
verilmiş ortaya hünkâr beylerinin timarı zeameti.»Duyduk ki... 
Bu işler duyulur da durmak olur mu? 
Bir sabah erken, 
Haymana ovasında bir garip kuş öterken, 
sıska bir söğüt altında zeytin danesi yedik. 
«Varalım, 
        dedik. 
Görelim, 
        dedik. 
Yapışıp 
       sapanın 
              sapına 
şol kardeş toprağını biz de bir yol 
                                    sürelim, dedik.» 
Düştük dağlara dağlara, 
aştık dağları dağları...Dostlar, 
ben yolculuk etmem bir başıma. 
Bir ikindi vakti can yoldaşıma 
                          dedim ki: geldik. 
                          Dedim ki: bak 
başladı karşımızda bir çocuk gibi gülmeğe 
bir adım geride ağlayan toprak. 
Bak ki, incirler iri zümrüt gibidir, 
kütükler zor taşıyor kehribar salkımları. 
Saz sepetlerde oynıyan balıkları gör: 
ıslak derileri pul pul, ışıl ışıldır 
ve körpe kuzu eti gibi aktır 
                                   yumuşaktır etleri. 
Dedim ki bak, 
burda insan toprak gibi, güneş gibi, deniz gibi 
                                                            bereketli. 
Burda insan gibi verimli deniz, güneş ve toprak.. 
İşte Karaburun'u geçerken ve Karaburun fenerini iskelede bırakırken aklıma takılanlar bunlar...Şimdi sessiz sakin görülen kıyılar bir zamanlar ne biçim dönemlere tanık olmuşlar...Ne iktidar ve sistem savaşları verilmiş....
 Karaburun'u geçtikten hemen sonra Sakız adası karşıladı bizi..Sancağımızda Sakız adası kıyıları güneye doğru salınıyoruz...
 Sakız Adası (Eski Yunanca: Khios, modern Yunancada Χίος, Hios) Yunanistan'da, Ege Denizi'nde, Karaburun Yarımadası'nın karşısında yer alan bir adanın; Yunanistan'ın Kuzey Ege Periferisinde  bu adayı ve yakınındaki birkaç küçük adayı içeren ve yine Khios adını taşıyan ilin (nomos); ve adanın en büyük yerleşimi ve idari bölgenin merkezi olan şehrin ismidir. Şehir için Hora adı da kullanılır. Sakız ağaçları bu adada çok olduğu için ismi Sakız'dır. Ada halkı sakız ağaçlarından geçimini kazanır ve sakız, zeytine göre daha iyi gelir getirdiği için ada halkının refahı diğer ege adalarına göre yüksektir. Adada da turizm bu yüzden fazla gelişmemiştir. Sakız Adası'nın yüzölçümü 904 km², 2005 nüfusu 53000'dir. Ada Merkezinde Türklerin ve Yahudilerin yaşadığı eski mahalleler önceden hendekle ayrılan kale içinde yer almaktaydı. Burada hamamlar, cami (Bayraklı Camii), mescit ve çeşmeler bulunmaktadır. Bununla birlikte kale dışında da yeni camiler ve çeşmeler de mevcuttur. Camiler içinde denize en yakın ve büyük olanı şu anda Bizans Müzesi olan Mecidiye Camiidir ve adaya yaklaşırken minaresi görünmektedir.Sakız Adası, Türkiye'nin turistik merkezlerinden birisi olan Çeşmeİzmir'e oldukça yakındır ve iki bölge arasındaki ulaşım oldukça rahat ve kısa zamanlıdır. Çeşme'den kalkan bir feribotla Sakız Adası'na gitmek aşağı yukarı 45 dakika sürmektedir. Aynı zamanda Sakız Adası'nda karayolu ulaşımı da sağlanmaktadır. 
Çeşme açıklarından geçerek Pırlanta burnuna yaklaştık...Burnu döner dönmez Ege nin efsanevi rüzgarı hızını arttırdı.Bir süre sonra Alaçatı büküne girdik...Binlerce diyeceğim sörfçü bir aşağı bir yukarı sardırıp duruyor..Görülmeğe değer bir manzara..Bir sakatlık olmasın diye şamandıranın açıklarında yelkenleri indirdik ve motorla ağır ağır limana yöneldik...kıyıda Kalkış sörf okulunu görünce ,nostalji tekrar boğazımıza atlayıverdi..Vakti zamanında Fenerbahçe koyunda ( o dönem Marina yok tabi ) yatan küçük teknemin bakıcısı Haluk Kalkış ve onun yelken şampiyonu olan Selim geldi aklıma...Haluk yaşıyorsa Allah uzun ömür versin...Ölmüşse toprağı bol olsun çok babayiğit ve denizci bir adamdı..tüm denizciler gibi sinirliydi ve hepimizi hem sever hem sertçe öğretirdi...Şimdi çocukları buranın en büyük ve ünlü sörf okulunu işletiyorlar ...nereden nereye ....??? 
Yeni Alaçatı Marinasına sorunsuz bağlandık....Hoş bir yer yapmışlar...
Akşamüstü Alaçatı'ya gitmeğe karar verdim.Ne var ki Liman önünden geçen toplu taşıma araçları yok ..tesadüfen gelen bir taksi varsa ne ala ...yoksa tabana kuvvet toplu taşıma araçlarının daha sık geçtiği kavşağa kadar yürüyeceksiniz...İyiki de yürümüşüm zira yolda yükselen yıldız rantından yararlanmak isteyen yeni inşaatlara tanık oldum...
Kötünün kötüsü bir çakma "Port Grimaud" uygulaması var ...Tek fark, bu evlerin, sivrisineklerin yırtıcı kuşlar gibi uçuştuğu durgun bir su kenarına inşa edilmiş olmaları...Acaip paralar istiyorlar...Sivrisineklerin kan emiciliği inşaatçılara da geçmiş anlaşılan...Bir taksi bulup Alaçatı 'ya vardım...Şehri gerçekten şekil yapmışlar...Belediyesini kutluyorum darısı diğer tüm sahil beldelerine inşallah...Bir düzen var ...her isteyen her istediği işi  yapamıyormuş...Gürültüsü denetim altında...
Yararlı bir yer olmuş ve gayet tabi fiyatlar da bu düzene ayak uydurarak fırlamış...Daha geç saatte Turhan ve Nilgün 'de teşrif ettiler ...Biraz daha dolaşıp bir araca atladık ve Limana döndük....yorgunuz hemen yatıp uyuduk...  
 
Slideshow Report as Spam

Use this image in your site

Copy and paste this html: