Libardade, Jardins

Trip Start Mar 15, 2011
1
7
32
Trip End Ongoing


Loading Map
Map your own trip!
Map Options
Show trip route
Hide lines
shadow

Flag of Brazil  , State of Sao Paulo,
Thursday, March 17, 2011

Acelem yok. Aheste aheste hazırlanıp Cris'in annesinin yaptığı paskalya kekine benzeyen kekten yedikten ve emaillerime baktıktan sonra çıktım evden. Ayağım kötü durumda dün sandaletle onca yol yürümek hiç de iyi bir fikir değilmiş. Şimdi tuvalet kağıtlarıyla falan yaptığım ilkel bir tampon yardımıyla yürüyebiliyorum. O yüzden bugün az yürümeyi ve mümkün olduğunca metroyu kullanmayı hayal ediyorum.

İlk istikametim çoğunlukla Japonya kökenlilerin yaşadığı Libardade. 1800’lerin sonunda kahve plantasyonları patlayınca ve 1880’lerde kölelik kaldırılanca yeni işgücüne ihtiyaç duyulmuş. O dalgada çokça Japon ve İtalyan göç etmiş, ülkeye. Japon asıllılar ülkeye gayet entegre, belki de asimile demeli, gözüküyor. Yemekleri, kültürleri de Brezilya kültürünün bir parçası olmuş. Çoğu, anladığım kadarıyla, Japonca’yı unutmuş. Neyse, bir milyonun üzerinde Japon’un yaşadığı şehrin bir nevi Japan Townu olan bir yer Libardade. Buraya asıl geliş amacım ramen adı verilen çorbamsı Japon yemeğinden yemek. Topallaya topallaya da olsa Libardade meydanından Rua Galvao Bueno boyunca yürüyerek bu amacımı gerçekleştireceğim Lamen Asaka’ya varıyorum. Öğle saatleri olduğu için olacak mekan gayet kalabalık. Kapıda ismimi yazdırmak ve sıra beklemek zorunda bile kaldıktan sonra açık mutfağı çevreleyen L şeklindeki masanın en köşesine oturuyorum. Paraya kıyıp hem bir ramen hem de guoza aska adını verdikleri böreklerden yiyorum. Yanında da Brezilya’nın yerel gazozu Guaraná. Sonuç harika! Muhteşem bir yemek ve 28 R hesap. Ayağımın verdiği acıyı bile unutacak kadar mutluyum.

Şimdi de geldiğim yoldan geri yürüyerek, bu arada bu semti sevdim, metroya binecek ve Rua Augusta’ya gideceğim. Rua Augusta’yı Amsterdam’ın Red Light’ıyla kıyaslıyorlarmış. Ben dün caddenin daha kuzey kısmını gezmişim meğer. Güneyi bambaşka. Jardins semtine de paralel giden caddede gayet Bohem bir hava var. Valla ne yalan söyleyeyim sevdim buraları. Ara ara gördüğüm yüksek güvenlikli ve 5000 katlı dev binaları saymasak gayet hoş bir semt. Bu arada başıma gelen güzel bir olayı anlatayım. Girdiğim bir alışveriş merkezinde "Doctor Feet" diye pedikür falan yapan bir yer görünce hemen daldım içeri. Ayağımdaki baloncukları anlatacak kadar Portekizcem olmadığı için ayakkabımı ve çoraplarımı çıkararak tabanımı gösterdim oradaki kadına. Sağolsunlar tabanımdaki baloncukların içindeki suyu çıkardılar ve üstüne üstlük bunun için para bile almadılar. Bir anda hayat standardım uçaktaki kaçak yolcu sınıfından business class olmasa bile comfort classa yükseldi.

Akşam Grazie de Dios isimli Brezilya’dan caz örneklerini canlı dinleyebileceğim bir mekana gitmeyi hedefliyorum ve bu yüzden Vila Madelana’ya geldim. Asıl hareketliliğin olduğu yerlere ulaşmak için metrodan 10 dakika kadar yürümem gerekti. Ve işte ilk canlı mekanı gördüm. Küçük bir bar ve içinde en az 150 kişi. Sokaklara taşacak kadar kalabalık. Benim gideceğim mekan ise hayli uzakmış. Yaklaşık 15-20 dakikalık yürüyüşten sonra işte buradayım. Mekan harika fakat saat 21.00 olmasına rağmen bomboş. Evet, Sao Paulo’ya ilişkin bir kural daha öğreniyorum. Burada gece hayatı geç başlıyor. Hafta içi olmasına rağmen konser 00.30 başlayacakmış. Beklemeye çabalıyorum ama bir biradan sonra günün yorgunluğu çıkıyor eve dönüyorum. Brezilya’da canlı müzik dinlemem şart. Bu ülkeden Samba, Bossa Nova gibi onlarca tür doğmuş ve dünyaya yayılmış. İnanılmaz bir müzik kültürü var. Umarım bir kez daha bu mekana gelme şansı bulurum. Zaten, kapıda duran adama da söz verdim, dönmek için.
Slideshow Report as Spam

Use this image in your site

Copy and paste this html: